25 Şubat 2008 Pazartesi

Once (2007)



!F 2008'i kapattığım film olan “Once” kronolojik olarak yazısı en son yazılacak film olsa da dün gece itibarıyle bir öncelik edindi kendine. 80. Akademi Ödülleri Töreni'nde “En İyi Şarkı” ödülünü bileğinin hakkıyla kazanan filmi tebrik ederek başlıyorum yazıya. İrlanda'lı bir adam ve Çek göçmeni bir kızın olabildiğine “temiz” ve “gerçekçi” öyküsünü izliyoruz filmde. Babasının yanında elektrik süpürgesi tamir ederken, bir yandan da sokak çalgıcısı olarak çalışan isimsiz adamımız bir gün çalarken isimsiz kızımızın dikkatini çeker. Kız ona 10 sent verir, adam başta sitem eder buna ama sonra özür diler. Anlarız ki kızın zaten verebilecek o kadar parası vardır. Ertesi gün (biraz da kızın bozuk elektrikli süpürgesi yüzünden) tanıştıklarında, yemek yerler, tanışırlar, kız müzik aletleri satan bir dükkanda adama piyano çalar ve bu şekilde başlar her şey. Tam bu sahnede “Falling Slowly”i dinleriz ikiliden. Mükemmel bir uyumla adam gitar ve ön vokali üstlenirken, kız piyano çalıp geri vokal yapar. Oldukça etkileyici olan şarkı filmi izlediğinizin gecesi Oscar alınca şaşırmazsınız bu sayede.


Peşine dünyanın en sıradan tekdüze hikayelerinden biri gelir. Üstelik aynı zamanda en naiflerinden biri. Çocuk ve kız fiziksel bir yakınlaşmaya girmezler (çocuk bir anlık isteyip, kızın tepkisini çekse de), sadece birbirlerinin dünyalarını tanıyıp, yeteneklerini birleştirirler. Kız söz yazar, çocuk besteler, beraber söylerler. Kızın şarkılara inancı tamdır, çocuğun aksine. Hatta sık sık kız şarkıları överken çocuk boş boş bakar. Bu inancın verdiği heyecanla çocuk şarkıları değerlendirmeye karar verir. Yine sokak çalgıcılarıyla bir stüdyoda kaydederler şarkıları. Bir yandan çocuk ve kız derin, anlamlı, sanatsal bir bağ kurarken kızın yürümeyen evliliğini öğreniriz. Final de filmin tümü gibi gereksiz attraksiyon yapmayan iç açıcı bir finaldir. Film bittiğinde dinlediğiniz güzel şarkılar kalır yanınıza.


Bu kadar sıradan bir sinemasal yapıya sahipken nasıl olup da yılın en başarılı bağımsızlarından biri oldu diye şaşırabilir insan. Ne de olsa bağımsızlar genellikle sinema alanında değişik bir şey gösterdikleri için övülürler. Zira büyük bütçeleri, çılgın efektleri yoktur. Onlar da beyin gücüyle ilginçleştirirler filmi. “Once” bu yoldan gitmeyen bir film, sadece ve sadece şarkılarına yaslanıp güçleniyor. Filmin hiç kavis yapmayan öyküsü eğer övülüyorsa, kavis yapmayan öyküler artık kalmadığı için olabilir ancak. Yani artık hiçbir esprisi olmayan bir aşk hikayesi bulmak da zor. Kızla çocuğun bu kadar saf kaldığı, birbirilerine HİÇ zarar vermedikleri bir öykü bulmak zor. Aşk hikayeleri bu dediğim şeylere dönüştüğü için, “Once”ın bu tip oyunlara hiç yüz vermeyen öyküsü ilginçleşiyor. Yoksa yetenekli bir ortaokulöğrencisi bile yazabilir bu hikayeyi, çok görmüş geçirmiş biri olmaya gerek yok. Diyalogların da çok çılgın olmadığını ekleyebilirim. Yalnız arada giren işe yaramaz gibi gözükse de izleyicinin bilinçaltına film için gerekli hisler katan sahneler var. Çocuğun, babasının büyük tutkusu olan motorsikletini kızın sürmesine izin vermemesi, kızın fakirhanesinde topluca televizyon izleyen apartman gençleri, çocuk gitarda “bak bu do majör” diye iyi niyetle gösterirken, kızın “görebiliyorum” diye cevap vermesi gibi. Bu gibi ufak tefek hoşluklar yüzünden tüm dünyada “kocaman yürekli küçücük bir film olarak” nitelendi. Spielberg gibi büyük yönetmenler tarafından bile. Bu naifliği ve oyunsuzluğuyla bağımsız izleyicisinin epeydir rastlamadığı türden bir şey olup memleketi İrlanda'dan çıkıp Amerika'da bile hit haline geldi.


Filmi asıl ayakta tutan şarkılar demiştim. Yönetmenin ilginç bir tavrı var bunlar konusunda. Genelde müzikallerde, şarkılar gerçek hayatta olmayacak yerlerde girer. Absürd durumlardır yani. “Once”da ise şarkıların hepsini gerçekten çalındıkları bir anda dinliyoruz, üstelik uzun uzun, 4-5 dakikalık tam versiyonlarını. Akustik gitarlı rock'ı sevmeyenler için film oldukça yorucu olabilir belki. Ancak başta “Falling Slowly” ve “When Your Mind's Made Up” olmak üzere oldukça başarılı olan şarkıların büyüsüne karşı koymak da güç olsa gerek. Üstelik de başroldeki Glen Hansard'ın son derecede içten performansıyla birleşince. Adamın susuzken su içermiş gibi söylediği şarkılar, kız rolündeki Marketa Irglova'nın çok daha minimalist, biraz daha az ilgi çekici ancak yine de başarılı olan eşliğiyle tekrar tekrar dinlenesi hale geliyorlar. Şarkıların biri hariç tümünü bu ikilinin yazdığını da söylemeden geçmeyelim.


“Once” sallanan kamerası, doğal ışığı, basit ve saf öyküsüyle izlenip unutulabilecek bir filmken, şahane ses bandı sayesinde yıllar boyu akılda kalacak bir esere dönüşüyor. Bana kalırsa bunda hiç abartmadan, zorlamadan ahlaki olabilen tavrı da etkili. Ne de olsa çalışınca başarmaktan, kuvvetli aile bağlarından, cinsellik temelli olmayan sevgilerden, tökezlese de sonunda terkedilmeyen evliliklerden söz ediyor film. Belki en provokatif olanımızın bile içindeki sakin insana, tertemiz sevgiler arayan insana sesleniyordur. Dünyada bu sebepten dolayı bu kadar başarılı olduysa insanlık için hala umut var demektir sanırım.


Not: 3.5 / 5


"Falling Slowly"


1 yorum:

fufu dedi ki...

yukarıda yazılanlar filmi gayet iyi anlatıyor.Tekrar etmek istediğim şey şarkıların gercekten de cok güzel olması.Bir izleyin ve dinleyin derim ben.