21 Ocak 2008 Pazartesi

Vozvrashcheniye (2003)



2003 tarihli bir Rusya yapımı olan “Dönüş” ülkemizde 2005 yılında gösterime girdiğinde sinema meraklıları tarafından ilgiyle karşılanmıştı. Ülkeden son yıllarda gelen en iyi filmlerden biri olarak karşılanan yapıt niteliği kadar başroldeki çocuk oyunculardan birinin (Vladimir Garin; Andrey’i oynuyor.) çekimlerin hemen peşine filmin bazı sahnelerinin çekildiği bir gölde boğulmasıyla da duyulmuştu. Filmi izlemeseniz bile yeterince can yakıcı olan bu gerçek, izledikten sonra insanı daha beter üzüyor. Küçük çocuk Ivan’ı canlandıran Ivan Dobroravov’un performansı rahatlıkla gelmiş geçmiş en iyi çocuk oyuncu performansları arasına girebilir. Ona nazaran daha uysal abisini oynayan Vladimir Garin de benzer bir başarı göstermiş.

Film 12 yıl sonra babalarının dönüşüyle bir duygu karmaşasının ortasında kalan iki genç çocuğun öyküsünü anlatıyor. Yıllar sonra dönen ve beraber geçirmedikleri bunca zamanı telafi edercesine “yoğun” bir babalık görevine girişen yabancıyla kısa süreli bir tatile çıkan çocukların olgunlaşmak ve çocuk kalmak arasındaki bocalamaları bu sade fakat ağır filmde mükemmel bir şekilde işlenmiş. Mitolojiyi andıran setleri ve kareleriyle de hikayenin bundan ibaret olmadığını çaktırıyor film.

Yabancı sitelerde asi ve uysal iki çocuğun Rusya’nın eğitimli ve cahil kitlelerini temsil ettiği, yıllar sonra bir anda varolan sert mizaçlı babanın da komünizm için bir metafor olduğuna kadar vardı filmin okumaları. Doğru veya yanlış bilinmez, çünkü yönetmen hakikaten pek açık sözlü değil film dahilinde ama okuması ve kafa yorması çok zevkli. Klasik bir aile draması olarak bakılırsa da tatmin edicilikten uzak değil kesinlikle. Sessiz sahnelerinde çok şey anlatan film balık tutmak ve yüksek yerlerden atlamak gibi temaların etrafına kurduğu sahnelerde ciddi ciddi doruk yapıyor. Aldığım Shakespeare dersinden beri temalara ve işlenişlerine duyduğum ilgi çok arttı zaten, mitolojik bir hikayenin esnek bir uyarlaması gibi duran bu film de bu ilgiden nasibini alıyor.

Dediğim gibi küçük çocuğun performansı inanılmaz. Daha açılış sahnesinde, denize atlamaktan korktuğu için merdivenin tepesinde kalmışken annesiyle girdiği diyalogdan beri sempati duyuyorsunuz zaten. Asi rollerde iyi oyuncuların parlaması hep daha kolay olmuştur, küçük oyuncumuz da babasıyla inatlaşırken izlemesi çok keyifli bir oyun çıkarıyor. Baba ise zaten olması gerektiği gibi kıl bir karakter. Yine yabancı forumlardan okudugum bir tespit, babanın filmde ilk kez gözüktüğü kare, İsa’nın ölümünü resmeden “Dead Christ” tablosuna oldukça benziyor. Yönetmenin ufak bir oyunu da olabilir bu, daha derin altmetinlere de yorulabilir. Çocuklara uyguladığı tuhaf disiplin anlayışı, verdiği ağır cezalar, daha açıkgözlü olan çocuktan yediği ambargonun bu tabloya olan benzerlikle alakası var mı emin olmak güç. Zamanında kurtarıcı olarak görülen ve sonradan çöküşüne doğru ilerleyen komünizm ile ilişkilendirildiğini de söyledik babanın. Tabi tüm bunların aksine babalarını hiç tanımamış iki çocuğun onu ilk görükleri anda hissettikleri teslimiyetin simgesi olması daha büyük ihtimal. Babanın 12 yıldır nerede olduğu, ve gittikleri adada (filmin mitoloji hissi uyandıran en büyük faktörü bu ada olayı) varlığını keşfedip ne olduğunu öğrenemediğimiz sırrı gibi sorular öylece kalıyor ve sarsıcı finaliyle beraber cevaplanmadan yokolup gidiyorlar. Finaldeki peşpeşe gördüğümüz fotoğraflar tahmin edilebilir ama yine de etkileyici bir sekanstı. Babanın hiçbirinde varolmayışı da dikkat çekiyordu.

“Dönüş” bu kadar başarılı bir film olmasaydı da oyuncularının performanslarıyla sinema tarihinde adını hatırlatacaktı. Neyse ki oyuncuları gibi kendisi de etkileyici, ilham verici ve kaliteli. Venedik Film Festivali’nde gösterildikten sonra evrensel bir başarıya sahip olması da şaşırtıcı değil. Rusya’nın nedense hep başarılı olduğu görüntü yönetimini de anmadan bitirmeyelim yazıyı. İzlemeyenlere tavsiye ediyoruz.


Not: 4.5 / 5

Hiç yorum yok: