2 Ocak 2008 Çarşamba

Take That - Beautiful World



90'larda fırtına gibi esen ve Robbie Williams'ın ayrılışıyla 10 seneye tamamlanacak bir ara veren Take That, 2006'da mükemmel bir albümle geri döndü. Ülkemizde de geçtiğimiz aylarda yayınlanan “Beautiful World”, gitarlı akustik şarkılarla dolu ama zaman zaman Take That'in gençliğindeki enerjiye göz kırpan bir albüm. Grubun kalan 4 üyesinin her birinin en az bir şarkıda ana vokalleri seslendirdiği albüm ticari olarak dünya çapında bir başarıya dönüştü zaten, satışları 2 milyonu geçti. Bunun yanında grup için bu olgunluk döneminde daha önemli olacak eleştirel övgüyü de kazandı neyse ki.

İlk single “Patience” yayınlandığında, dinleyiciyi bu kadar çabuk yakalayan ve bu kadar bıktırmayan bir şarkıya zor rastlanır demiştim. Şimdi ilk dinleyişimin üstünden aylar geçtikten sonra rahatlıkla söyleyebilirim ki fikrim sabit. Mükemmel bir geri dönüş şarkısı olmasının yanında duyup duyabileceğiniz en sempatik şarkılardan biri aynı zamanda. Grubun yaratıcı beyni denilebilecek Gary Barlow'un ön vokalist olduğu şarkı zaten listelerde de eserek ilk 10'da en uzun süre kalan Take That şarkısı oldu. Peşine gelen “Shine” ise dünya medyasında Beatles-vari olarak sıfatlandırıldı. Albümün en hareketli şarkısı olarak bence iyi bir seçimdi ikinci single için. Çünkü “Beautiful World”ün tek handikapı olan zaman zaman bayma sorununu yansıtmıyordu. Peşine bence albümdeki çok dikkat çekici şarkılardan olmayan “I'd Wait For Life” geldi. “Hold On” gibi mükemmel ve hisli bir ballad dururken, “Beautiful World” gibi coşturucu bir şarkı varken yanlış bir seçimdi bence. Single öncekiler kadar çok satmadı ama grup için kişisel bir şarkı olabilir, dolayısıyla bu zaten başarılı olmuş bir albüm için sorun değil.

Albümün geneline baktığımızda, şarkılar tertemiz, 10 numara pop şarkıları. Take That'in dans eden bir grup olduğunu düşünürsek yeterince hareketli bir albüm değil. Yine de bazıları gerçekten alışkanlık yapıcı olan slowlar bu kusuru örtüyor. Bahsettiğim “Patience”, “Beautiful World”, “Hold On” ve biraz haraketlenirsek “Shine”, “Ain't No Sense In Love” ve “Mancunian Way (Aynı isimde meşhur bir yol var, bir yandan da “Manchester Tarzı” demek)” zerre sıkılmadan evire çevire dinleyebileceğiniz şarkılar. Bunlar kadar karakterli gelmeseler de “Reach Out” ve “Like I Never Loved You At All” da kesinlikle çekici. Zamanında ortaokul öncesi bütün kızlar “Spice Girls” olmaya çalışırken, biz erkekler de Take That'e sarınca temsil etmek için savaştığımız Howard Donald'ın söylediği iki şarkının da (Beautiful World, Mancunian Way) şahane olmasından memnun oldum ayrıca. O hikayeyi tamamlarsak sonunda Robbie Williams olmuştum. İlginç bir final, “Amin” diyorum, şimdi düşününce.

Tamamen akustik olan “Wooden Boat” ve sürpriz şarkı “Butterfly” ile albüm kapanırken, yorgunsanız uyuyakalmış olabilirsiniz ama bu albümün şahane olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Çok sevdiğimi her fırsatta belirttiğim 90'lar popuna çağdaş bir yaklaşım getiren ve zaten ilgi duyduğum grubun geri dönüş albümüne sempati duymamam mümkün değildi zaten. Hem albüm öncesi hem de sonrası Avrupa'da turlayan grubun yolu ülkemize düşer mi bilinmez ama albümleri geldiğine göre pek imkansız da değil. Yakında üstünde çalışmaya başlayacakları yeni albüm için de turlayacaklarını şimdiden açıkladılar. Muhtemelen 10 yıllık pek başarılı olamayan solo kariyerlerinden sonra ilaç gibi gelmiştir 4 üyeye de, hızlarını kesmelerini beklemiyorum bu yüzden.

Robbie'nin dönüşü için kapılarının her zaman açık olduğunu belirten grubun bu açıklamayı, aralarının düzgün olduğunu belirtmek için yaptığına inanıyorum. Yoksa hem grup hem Robbie güzel müzik yapsalar da şu aralar bir araya gelmeleri için ne sanatsal ne de ticari bir gereksinim var. Albüm içinde Robbie'nin eksikliği hissedilen bir iş değil, Robbie'nin gezdiği sular ise şu an Take That'in yaptığı müzikten çok farklı. Hem son iki albümü öncekiler gibi satmasa da hayranları hayal kırıklığına uğratmayacak albümlerdi, dolayısıyla ben çok geçmeden toparlanacağına eminim. 90'ların en büyük boy-band'i 4+1 üyesiyle bize kaliteli müzik sunmaya devam ediyor işin özeti. İngilizlerin tarihteki entrikalarını bir yana koyarsak en iyi yaptıkları işin müzik olduğuna bir kanıt daha. “Beautiful World”ü kesinlikle tavsiye ediyorum.

Not: 4 / 5

2 yorum:

redransom dedi ki...

Keşke dönebilsek o günleri tekrar. Bana soruyorlar şimdi ne dinliyorsunuz diye. Yokki kimi dinleyeyim aptal zenci müziğinimi? Take That 90'ların en büyüğü; Evirthing changes, Babe, Back for good, Pray, daha niceleri. Yok artık böyle guruplar ve şarkıları.

lecterhouse dedi ki...

pop dünyası baya kötüye gitti, doğru diyorsun. spice girls ün bile bi standardı vardı zamanında. şimdi kötüyse hakkaten kötü oluyo.