5 Ocak 2008 Cumartesi

Kabadayı (2007)



Yavuz Turgul'un yazıp, Ömer Vargı'nın yönettiği “Kabadayı”nın fikri başta pek cazip gelmemişti bana. Kenan İmirzalıoğlu ve Şener Şen'i biraraya getirmesi muhteşemdi ama “Yeni bir kabadayı hikayesine kimin ihtiyacı var?” demiştim kendi kendime. Önceki Şen-Turgul işbirliği “Gönül Yarası” ilk izleyişimde aşık olduğum bir filmdi ve Kabadayı'nın bunun tadını kaçırmasından korkuyordum. Film 3 hafta önce gösterime girdi ve inanılmaz bir izleyici çekti salonlara. Şimdiden 1.300.000 civarı bir izleyici hasılatı var. 1 milyon barajını geçemeyen Gönül Yarası ile kıyaslayınca ticari anlamda daha başarılı olmuş olabilir. Ancak bir film olarak ne önceki endişelerimi dindirecek ne de bir önceki filmin gölgesinden kurtulabilecek kadar iyi.


Dünya görüşümü göz önünde bulundurarak söyleyeyim, filmin en çok takdir ettiğim tarafı Şener Şen'in oynadığı Ali Osman karakterinin çizilişiydi. Küfre ve haksızlığa karşı ve yoksullara destek olan bu karakterin zamanında estirdiği terörden pişman bir adam olarak varolması günümüzde çok popüler olan tüm bu kabadayı edebiyatının varması gereken ama bir türlü varamadığı son nokta benim için. Bir zamanlar mahalle çapında adaletin temsilcisi olarak varolan ve günümüzdeki mafyadan çok farklı bir sıfat olan kabadayılığın ne şekilde işe yarayacağını görmek güzeldi. Günümüzde (her şey gibi) yozlaşan ve haksız kazanç edinmeye, milletin gözünü korkutmaya ve adaletsizliğin temsilcisi olmaya çalışan modern kabadayıların zıtlığını göstermek filmin asıl derdi zaten. Ha Osman Sınav'ın ağzını sulandıracak bir şekilde eskinin o adaletli kabadayılığını yüceltmiyor elbette film, özellikle de şiddet uygulayışından bin pişman oluşlarını açık açık gösteriyor. Yine de onlara ihtiyaç duyulduklarında ezilmişlerin yanında olmaları, Robin Hood'luk yapmaları bir çok meseleyi çözmüş ve çözüyor. Bunu filmde görmek güzeldi işte. Kan davası kökenli onlarca düşmanı olan Ali Osman'ın uygulamak zorunda kaldığı şiddet haricinde erdemli bir insan oluşu çok insana çok fazla şey öğretecek nitelikteydi.


Günümüz kabadayısı Devran'a gelince. Son dönemlerin en umut veren aktörü Kenan İmirzalıoğlu'nun oynadığı karakter sadece bir mafya değil, açık seçik bir ruh hastası. Kendisini istemeyen bir kız için çevresini yakıp yıkan herkesin olduğu gibi. Meselesi, ulaşmaya çalıştığı hedeften, o hedefe ulaşmak için duyduğu hırsa kayan herkesin olduğu gibi. Derin devlete çalışan bu adam hem teşkilatın hem de mafyanın ayrı ayrı umut bağladığı isim olarak gösteriliyor ancak peşinden koştuğu kızı, Ali Osman'ın oğlunun eline bırakmak istemiyor; filmin öyküsü bu işte. Devran'dan filmi izlediğiniz süre boyunca nefret ediyorsunuz, İmirzalıoğlu'nu tebrik etmek lazım bu açıdan. Ali Osman'ın oğlunu ise İsmail Hacıoğlu oynuyor, ondan da nefret ediyorsunuz izlerken ama sorun şu ki, etmemeniz lazım senaryo icabı. Hacıoğlu'nu tebrik edemiyoruz yani, bunca yeraldığı şahane projeye, hakkında dönen “umut veren genç oyuncu” geyiklerine rağmen ben hala bir numarasını göremedim. “Sınav” faciasına hiç girmiyorum zaten.


Filmin sorunu çok fazla ticari olması. Hani Hollywood'daki gişe filmi, sanat filmi ayrımı vardır; bizde maalesef tüm gişe filmleri çöp olduğu için bu ayrım çok faydalı olmuyor, ama eğer olsaydı “Kabadayı” için sadece eli yüzü düzgün bir gişe filmi diyebilirdim. Yavuz Turgul'un yazmakla yetinmediği filmler böyle olmuyor halbuki. Yönetmenliğini yaptığı filmler arasında uzun boşluklar bırakıyor olmasaydı “Kabadayı”yı da yönetir, filmin bu şekilde harcanmasına göz yummazdı. Tabi kendisini hazır hissetmiyorduysa elden bir şey gelmez. Şener Şen'in de benzer şekilde uzun aralıklarla çalışması her projede daha iyi bir sonuç veriyor. Gönül Yarası'ndaki performansı iyiydi ama özellikle de filmin başlarında Şen'in, oynadığı karakter değil de işini iyi yapan bir oyuncu olduğunu hissediyordunuz. Bu filmde böyle bir şey söz konusu değil. İlk kareden sonuna kadar Ali Osman olarak varolmuş. Son yıllarda gördüğüm en akıl almaz performanslardandı, hiç mütevazi olmaya gerek yok.


Diğer oyunculara gelince, Rasim Öztekin övgü üstüne övgü alınca, gerçekten iyi oynuyor sanmıştım. Sırf eşcinseli oynadı diye, hele de bu kadar stereotip bir şekilde oynarken bunca övgüye boğulması saçma. Karakterin özgün olan yanı bu kabadayıların dünyasında, eşcinsel olmasına rağmen kabullenilmiş, ağzı sıkı, cesur bir adam olarak çizilmesi. Değil Türk sinemasında, dünya sinemasında bile sık rastlanmayan bir durum. O yüzden rol ilgi çekici, yoksa Rasim Öztekin'in özel bir performans gösterdiğini düşünmüyorum. En rahatsız edici oyun ise hem mafya hem iş adamı bir patronu canlandıran Ulgar Manzakoğlu'ndan geliyor. Oyunculuğu kendi başına çok kötü değil ancak o kadar korkunç bir dublaj yapılmış ki, kendi sesiyse bile rahatsız edici. Özellikle televizyondan tanınan bir ses olması filmi izlerken konsantrasyonu mahvediyor. Zaten TV filmi ayarındaki görüntü yönetimi de yardımcı olmuyor bu duruma.


Sonuç olarak zaman zaman hikayesi zayıf noktalar içerse de (finalde gazete üzerine yazılan adres gibi), bazı oyunculuklar sarksa da, sinematografi zayıf olsa da “Kabadayı” Şener Şen'in oyunculuğu için izlemekten keyif alacağınız bir film. Sırf bu performans bile çoğu filmin bütününden güzeldir. Bir başyapıt olarak asla anılmayacak ve Ömer Vargı'yı heyecanla takip ettiğimiz bir yönetmen yapmayacak ama çok eskilerde kalan kaliteli gişe filmlerinin (Hababam Sınıfı, Neşeli Günler, Gırgıriye v.s) günümüzdeki nadir takipçilerinden biri olarak akıllarda yerini alacaktır. Belki TV'deki kabadayı karakterlerine de ilham verir biraz, neden olmasın?


Not: 3 / 5

Hiç yorum yok: