22 Ocak 2008 Salı

American Gangster (2007)



Buraya uyuşturucu satıcılarından nefret ettiğim hakkında bir sayfa dolusu yazsam yeter mi? Ya da bu işi iyi yaptığı için toplumda saygı görüp isim yapanlardan, bununla para kazanıp, yaşadıkları lüks hayatlara insanları da özendirenlerden. Bunun için insan öldürenlerden, bunu acımasızca yapıp da, soğukkanlılığından övünenlerden. Bu mafya babalarının bağırıp çağırmalarından, kadınlarına yaptıkları muameleden. Yaptıkları meslek, meslekmiş gibi tecrübe edindiğini sanıp bir de millete öğüt verenlerden. Bunları aile geleneği yapıp sanki vatan kurtarmış gibi anlatanlardan. Yaptıkları istemsiz hatalar yüzünden kuzenlerini aileden kovup kardeşlerini ölesiye yumruklayanlardan. Mafya babası patronunu Martin Luther King’e eş tutanlardan. Bunlara özenip de (beysbol gibi alanlarda) delicesine yetenekli olan çocukların çeteciliğe kaymasından da nefret ediyorum. Sonra bu sebep olduğu kaybı düzeltmeyenlerden de. Boş yere bağırıp etrafı yıkan döken insanlara karşı duyduğum his ise acıma ve nefret karışımı bir şey. Sonradan yakalandıklarında bile rüşvet gibi yollara başvurmalarından nefret ediyorum. Karşısındaki dürüst bir polis çıkarsa onu manipüle edip de diğer üçkağıtçı polislerle aynı kefeye koymalarından, suçlarının aslında suç olmadığını, kendilerinin içeriye girmesinin bir şeyi değiştirmeyeceğini düşünenlerden de. Mahvettikleri hayatları, aileleri hatırlayamayanlardan da. Tabi bağımlıların da hayranı olduğum söylenemez. Özellikle değişmeye niyeti olmayanların.

Bunun yerine düzenbaz polislerden nefret ettiğimi de yazabilirim. Rüşvet alıp, sonra milleti koruyormuş rolü yapanlardan. Özellikle saçı geriye yalanmış ve favorileri 5 metre eninde bırakan bir sakal traşı var ise. Kendi menfaati olduğu için suçluların ortalıkta dolanmasına izin verenlerden. Kendisi gibi düzenbazlık yapmayanları hor görenlerden, anlayamayanlardan. Kendi düzeninin işlemesi için elinden geleni ardına koymayanlardan. Yine bu yaptıkları terbiyesizliklerle kendilerini toplumda önemli bir adam saymalarından. Daha kötüsü önemli bir adam sayılmalarından. Bihaber toplumu kandırıp onlardan bağımlılıkları vasıtasıyla toplanmış paraları cebe indirmelerinden de nefret ediyorum. İtalyan mafyası ile zenci mafyası arasında bile ırkçılık yapabilen, ırktan dolayı birini diğerinden üstün tutabilen angutlara diyecek lafım zaten yok.

Nefret etmesem de hoşlanmadığım şeyler de var. Ridley Scott gibi bir yönetmenin bu denli imzasız işler yapmasından hoşlanmıyorum mesela. Denzel Washington’ın sırf bağırıp çağırdı diye Marlon Brando taklidi oyunuyla Oscar yarışında anılması da hoş değil (gerçi aday olamadı). Yaklaşık 3 saat sürüp, sinema tarihinde hiçbir şeyi değiştirmeden 1 sene sonra hatırlanmayan filmlerden de hoşlanmıyorum pek. Tahmin edilebilir aniden öldürülme sahnelerinden hoşlanmıyorum, ki mafya filmleri kaynıyor bunlarla.

Sevdiğim şeyler de var tabi. Gerçek hayatta kavgacı sinirli hıyarın teki de olsa Russell Crowe’un oyunculuğunu seviyorum. Suçluların milletin hayrına çalışır hale getirilmesini seviyorum. Yaptıklarının yanına kar kalacağını sanan düzenbazların cezalarının çok geçmeden gelmesini de seviyorum. Film boyunca karşılıklı oynamayan başrollerin finalde oyunculuklarını çarpıştırmasını da seviyorum. Şahane sinematografileri, sanat yönetimlerini seviyorum. Delicesine karmaşık bir kurgunun çok nadir tekleyerek akmasını seviyorum. Gerçek öykülerden alınan filmlerin Flash TV kültü “Gerçek Kesit” gibi ekranın üstüne yazan yazılarla “Şu karakter şöyle şöyle oldu, bu karakter böyle böyle oldu” diye bitmesini seviyorum. Bu cümlelerin en sonuncusunun vurucu olması da ayrı güzel.

Amerikan Gangsteri Cuma’dan beri ülkemiz salonlarında gösterimde.

Not: 3 / 5

Hiç yorum yok: