14 Aralık 2007 Cuma

Shopgirl (2005)


2.Bis Aralık Film Festivali'min açılış filmi olarak izlediğim “Shopgirl” başrollerde Steve Martin, Claire Danes ve Jason Scwartzman'i izlediğimiz bir romantik drama. İlginç yönü komedi filmlerinden tanıdığımız Martin'in kendi yazdığı romandan uyarlanması, hatta yine Martin'in bizzat senaryoyu yazmış olması. Çok fazla lafı dolandırmadan söyleyeyim, gerçekten “temiz” bulduğum film hem izlemesi keyifliydi hem de seyirciyi aptal yerine koymuyordu. Bilindik romansların twist'lerini de dışlayan film, bir sonraki sahnesini tahmin ede ede bitirdiğiniz filmlerden değil anlayacağınız.


Los Angeles'ın kuşbaşı görüntüleriyle açılan film (genelde New York'a yapılıp duran bir muameledir), tezgahtar ve sanatçı ruhlu bir kızın, önce sapşal fakat içten bir adamla tanışmasını sonra da zengin ancak bağlanma sorunları olan daha yaşlı bir adamla bir ilişkiye başlamasını konu alıyor. Karakterler tipik zengin fakat duygusuz, fakir ama gururlu tipler değiller neyse ki. Claire Danes'in karakteri de sürekli başrollerde rastladığımız kadınlara benzemiyor, antideprasanlara bağlı, borç harç içinde ama isyan etmeyen, utangaç bir kadın. Danes'in oyunculuğunu çok geçmeden öveyim, “Stardust”da oldukça kötü oynuyordu ancak bu filmde inanılmaz bir performans göstermiş. Epik filmler pek onun harcı değil galiba. Kendisini meşhur eden “Romeo+Juliet”teki halinden bile daha başarılı buldum ben açıkçası bu filmde. Tepkileri, mimikleri özeldi.


Hem yapımcı hem senarist hem de başrol kadrosunda ismi bulunan Steve Martin ise kendisini fazla görmediğimiz dramatik rolünde oldukça başarılı olmuş. Rol için doğru oluşundan bahsetmeyeceğim bila, hikaye kendi hikayesi çünkü. Genç aşık rolünde Schwartzman ise o kadar gerçekçi bir şekilde “salak” olmuş ki antipati duymamak mümkün değil. Oyunculuğunun başarısına bağlıyorum bunu ama senaryonun da büyük payı var. Tam anlamıyla olması gereken gerizekalı gibi konuşuyordu, Mirabelle ile olan hikayelerinin sonu dünyanın en gerçekçi sonu değildi belki ama karakter yeterince gerçekti.


Yönetmenin sahneleri kamerayı gökyüzüne çevirerek kurgulayışı, filmin başında radyodan sarılma çeşitlerini dinletip sonra yataktaki sarılmalara odaklanışı eski usul ama güzel kullanılmış numaralardı. Kitabı okumadım, ne kadar doğru uyarlandığını bilemem ama yönetmen Anand Tucker'ın bir film olarak eli yüzü düzgün bir iş çıkardığı gerçek. Ancak bir anlatıcının genelde filmlerde daha etkileyici kullanıldığını söylemeliyim.. Ses tonu da pek hoş değildi.


Romantik filmlerdeki klasik yanlış anlaşılmalar ve bunlara yol açan sinir zıplatıcı tesadüfler filmde mevcut değildi. En hoşuma giden kısım da bu oldu. Bir yan öykü olarak kopuk da dursa örneğin, hafifmeşrep kızın yanlış Ray Porter'ı yoldan çıkarmasını izlemek eğlenceliydi. Doğru Ray Porter' yoldan çıkaran kızlar her filmde var çünkü, bu da “Shopgirl”ü kendi çaıpnda orijinal ve izlerken sıradanlığından rahatsız olmadığınız bir film yapıyor. Antidepresanlarla ilgili kısmın da öykünün atmosferi açısından çok başarılı olduğunu söylemeliyim, zira Amerika'da bu ilaçları kullanma yaşı 6'ya kadar düştü ve bunlarla olmanın ya da bunlarsız kalmanın getirdiği ruh hali mütevazı bir şekilde gösterilmiş.


Sonuç olarak Danes'in oyunuyla, klişelere bulaşmadan ilerleyen öyküsü fakat birazcık klişelerden nasibini alan finaliyle, ince ve arada kafasını uzatan mizah anlayışıyla, salya sümük olmadan romantik film izlemek isterseniz doğru seçim olacak bir film “Shopgirl”.Türün gidişatını değiştirecek kadar büyük ve etkileyici olmayabilir, ertesi gün unutabilirsiniz de ama en azından izlerken size bin kere gösterilmiş şeyleri tekrarlamadığını hatırlayıp keyifli bir 100 dakika geçirebilirsiniz.

Not: 3 / 5

Hiç yorum yok: