4 Aralık 2007 Salı

Mio Fratello è Figlio Unico (2007)


Politik görüşler üzerine ne zaman bir film izlesem aynı duygulara tekrar kapılıyorum: hakkaten bunlar dünyayı bir adım ileri götürüyor mu? “Abim Evin Tek Çocuğu”nu da izledikten sonra aynı şeyleri düşündüm. Mahvolan, kaybolan hayatlar, birbirinden ayrı düşen sevenler, araba yakmalar, eylemler kavgalar.. Sonuç her zaman aynı, borsadaki gibi küçük girişimciler (idealist eylemciler) büyük girişimciler (devlet) tarafından yutuluyor. Kimsenin adı sanı kalmıyor, harcanan çabaların çoğu boşuna gidiyor, tüm bu zamanlar geçtiğinde de 2 çocuklu geleneksel ailenle, tamamen apolitik biçimde o günlerin travmasını yaşıyorsun. Biz nesil olarak apolitik olduğumuz için eleştiriliyoruz. Yani sahi sahi zamanında bir politik görüşe tutulup da memleketin altını üstüne getirmekten başka bir şey elde edemeyenler bizi bu yola sapmadığımız için kınıyorlar. Ben bir politik ideolojiyi takip etmiyorum, felsefe çalışıyorum, öğrendiğim her farklı felsefeden de bir tek “öz”ün yansımaları olduğumuz sonucuna varıyorum; Antik Hint felsefesinden, İslam felsefesine, Kuantum felsefesine kadar bu böyle. Dolayısıyla mutluluk getirecek tek sistemin, yönetenin de yönetilenin de diğerlerini sevdiği, iyiliğini istediği, dürüst olduğu bir sistem olduğunu benim için şüphe götürmüyor. Yoksa kalabalık bir evde yaşıyorsanız, istediğiniz kurallarla yönetin veya yönetilin yaşayanları sevmedikçe mutluluk mümkün değildir. Ülke de böyle, dünya da böyle. Naif gelebilir bu söylediklerim ama bu işe yarar naif fikir, işe yaramaz ve ölümcül bir sürü fikirden daha üstün bana göre. Bağnazlıktan ve esaretten kurtarmayan bir devrimin de ne kadar gerekliği olduğu düşünülmeli. Sırf kavgada galip geldi diye bir grubun istediği yöntemlerle yönetilmek yaşadığımız yüzyıla yakışmayan bir şey.

Bir film yazısında bu konuda daha derinlere gitmeyeceğim. Zira özünü de söyledim, belli insani değerlerin korunması haricinde politik kavgalara karşıyım, dünyaya ayırımcılıktan baka bir şey getirmiyorlar. Hakikaten bu hale geleceğimizi görse bir filozof olarak Aristo sınıflandırma işini hiç başlatmazdı sanırım. Günümüzde gruplaşmaktan daha önemli bir şey kalmamış gibi. Ama ne yazık ki gruplaşmalarda amaç kendi zevkini taşıyanlarla kaynaşmak değil, taşımayanları dışlamak olmuş. Yine hoşgörü eksikliği, yine insani değerler kaybı, yine hiç önem taşımadığı halde çok önemli diye yutturulan dünya görüşleri ve bunlarla kukla gibi oynatılan kitleler. Tümü çok üzücü ve nasıl defedileceğini üstte yazdım.

“Abim Evin Tek Çocuğu” ayrı politik görüşlere sahip (faşist - komünist) iki kardeşin etrafında bir ailenin öyküsünü anlatıyor. Başroldeki karakter Accio'nun sırf insanlara yardım etme tutkusuyla o ideolojiden buna sürüklenmesi yukardaki paragraflarda anlattığım şeyi tam olarak göstermiş ve çözümün hiçbirinde olmadığını da.. Kardeşi Manrico da ne benim ne Accio'nun değiştiremeyeceği, politikayı araç olmaktan çıkarıp amaç olarak kullanmaya başlamış dünyanın geri kalanını simgeliyor. Konu olarak dudak uçuklatan bir konusu yok, bildiğin çatışan fikirler, bunu abartan insanlar, gürültülü (ama çok gürültülü) İtalyan aileleri içeriyor film. Yönetmen de niyeyse yakın kafa planlarına takmış kafayı, beyninizi yoruyor filmin bu hali. Süresi çok uzun değil (100 dakika) ama filmin hem ideolojik açıdan çok güçlü olmayan hikayesi hem de çok ilgi çekici olmayan aile draması için biraz fazla geliyor. Yorgunsanız bir süre sonra elektrik süpürgesi sesi gibi gelmeye başlayan İtalyan diyaloglar bile dalmanızı engellemeyebilir.

Filmin vurucu cümlelerinden biri, solcu kardeşin bir toplantıda bağırdığı “Halktan kopuk bir sanat mastrübasyondur.” cümlesiydi. Volkan Konak'ın “Solcu olmayan adamdan sanatçı olmaz” zırvası aklıma geldiyse de bir yanda dursun, sanatla ilgili bu halka bağlılık mevzusu yüzyıllardır tartışılıyor heralde. Sanatın bir kendini ifade çabası oluşu elbette onu değerlendirecek bir kitleyi mecbur kılıyor. Ancak propoganda yapan sanat kadar da itici bir şey görmedim hayatımda. Fikirleri belli bir yaratıcılığa gömüp sunmak sanattır bence. Diğer türlü yaptığın çiğ bir filmdir, resimdir, müziktir vesaire.. Pişmemiş yemeğe benzer.

Ülkesinde bizim burda “Babam ve Oğlum”a gösterdiğimize benzer bir ilgi gören film çok yi bir promosyon yapmış olsa gerek, öyle aman aman tavsiye edeceğim bir yanı yok. Dediğim gibi Accio karakterinin yolculuğu dünyanızı sarsmasa da takdire şayan bir hikaye, örneğin “Babam ve Oğlum”daki gibi zavallı solcu ve zalim fikirsiz baba durumları yok. Bir film derdini en çok baş karakteriyle anlattığına göre çocuğun ondan ona savrulmasındaki espri, filmin esprisi oluyor. Övebileceğim kısmı da bundan ibaret. Oyunculuklar da oldukça kaliteli, Elio Germano internet sitelerinden gördüğüm kadarıyla oldukça saygıdeğer bir oyuncu zaten şimdiden. Ha maalesef diyemem ki bu orta kuvvetteki alt metin ve güzel oyunculuk filmi mutlaka izlenmeli kılıyor. Enerjik ve ayıkken gidip izleyin, güzel ve sakin bir 100 dakika geçirebilirsiniz. Çok bir şey beklemeyin.

Not: 2.5/5

Hiç yorum yok: