22 Aralık 2007 Cumartesi

Martian Child (2007)



John Cusack’ı epey bir zaman sonra perdede izlememi sağlayan “Martian Child”, “2. Bis Aralık Film Festivali”mde izlediğim 9. film oldu. Mars’tan geldiğini iddia eden bir çocuğu evlat edinen, hayal gücü geniş bir yazarın hikayesini anlatan film ancak bu kadar sıradan olabilirdi diye düşündüm filmin sonunda. Onca hayal kuran karakter mevcut ancak filmde yaratıcılığa yer bırakılmamış. Yaşlanmış bir John Cusack, yeteneğini saklı tutmayı seçmiş bir Joan Cusack, pek sevimli ya da yetenekli sayılmayacak bir çocuk oyuncu izliyoruz film boyunca. Daha ilk yarısının ortalarında uykumun gelmesine şaşırmamak lazım.

Ödüllü ve aynı adlı romandan uyarlanan film hakkında uzun uzadıya bir şeyler yazmam mümkün olmayacak. Karısını kaybeden baş karakterimiz, filmlerde sıkça rastlanan hayatından bezgin, kendini umutsuz gören, asık suratlı ama sürekli sarkastik bir yazar. Harry Potter kadar başarılı olması beklenen bir bilim kurgu serisi yazıyor ve tıkanmış. 2 yıldan daha uzun bir süre önce evlatlık için başvurduklarından karısının vefatından sonra kurum bu adamı arıyor, çocuğu veriyorlar eline, adam da çabalıyor iletişim kurabilmek için. Film bir yandan çocuğun Marslı olup olmadığı konusunda bizi ikileme düşürürken (olamayacağını bilmemize rağmen), bir yandan da sırf filmde ilginç bir şey olsun diye gerçekten Marslı çıkmasını diletiyor. Amanda Peet’in kadroda bulunuşundan da anlayacağınız üzere eğlenceli ya da orijinal olamayan film bir baba-oğul draması olarak devam ediyor, çocuğun kurum tarafından geri alınması söz konusu oluyor falan. O kadar sıkıcı ki yazarken bile içim daraldı. Peşine bi de yazar tıkanmasından sonra tanıştığımız, Anjelica Huston’ın oynadığı bilim-kurgu serisinin yapımcısı kadın çıkıyor ki ne ala. Bu arada finali açık vererek bir şeye dikkat çekmek zorundayım. Serinin uzayda geçen bir Harry Potter olmasını isteyen yapımcının, Cusack’ın serinin devam kitabına alternatif olarak yazdığı “Martian Child” adlı drama romanını okurken duygulanıp ağlaması çok eğlenceliydi. Kitapta bu kısım varsa, yazarının direk Harry Potter’lar yerine kendi kitabının türünü yücelttiği andır. Bir şeylere işaret etmeye çalışan parmakların okuyucunun/izleyicinin gözüne girmesi durumuna mükemmel bir örnek.

Filmin 27 milyon dolarlık bütçesini de göz önüne alınırsak en azından teknik açıdan sarkmadığını söylememe şaşırmazsınız sanırım. Var olan ama içi boş filmlerden bir tanesi daha bu film. Duygulandırmayı kesinlikle başaramıyor, Cusack’ın finalde çatının tepesindeki monoloğu daha sıradan olamazdı, çocuk bilmişliğine, zekasına rağmen itici, etraf ilginç olmasına çalışılmış ama inanılmaz sıkıcı bağımsız film karakterleriyle dolu. Ciddi ciddi söylüyorum, John Cusack’ın idare eder oyunu ve senaryonun en azından başlayıp bir finale bağlamış olması gerçeğinden başka (hadi çocuğun bir yerden sonra bahsi bile açılmayan özel Marslı güçlerini kullandığı sahneleri de sayalım) izlenesi hiçbir şeyi yok. Aile filmi olarak, Pazar günleri televizyonda yayınlandığında kahvaltınıza veya ailenize konsantre olmuşken arka fonda oynadığında keyif alınabilecek bir film ancak. Bu hafta sinemalarımıza konuk oldu. Şahsen ben tavsiye edemiyorum.

Not: 1.5 / 5

Hiç yorum yok: