1 Aralık 2007 Cumartesi

Ae Fond Kiss (2004)


Ken Loach'un “Ae Fond Kiss”ini izlemek tazeleyici ve ferahlatıcı bir deneyimdi benim için. Günümüz dünyasında kendi içimden başka yerlerde arayıp da bulamadığım bölünme karşıtlığını, önyargı karşıtlığını bu yönetmenin gözünden izlemek gerçekten güzeldi. Dünya sinemasında oldukça saygın bir yeri olan Loach'un (özellikle 90'larda ve sonrasında çektiği hemen her film Altın Palmiye adayıydı, geçen sene “The Wind That Shakes The Barley” ile kazandı) genç bir sinemasever olarak izlediğim ilk filmiydi bu. En saygı gören filmlerinden biri olmasa da söylemeye çalıştığını eli yüzü düzgün şekilde söyleyebilen “Ae Fond Kiss”, aslen Hindistanlı fakat Pakistan'dan İskoçya'ya göçmüş müslüman bir ailenin oğlu ile, katolik ve “beyaz” bir müzik öğretmeninin aşkını anlatıyor.

Kısaca bu aşk hikayesinden girmek istiyorum öncelikle. Öncelikle başrol oyuncuları arasındaki kimya gerçekten mükemmel olmuş. Birbirlerine çok yakışan bu güzel kız ve erkeğin tüm önyargılara rağmen birarada kalmalarını istemekten başka bir şey gelmiyor elinizden. Film sadece bir romantik öykü olsaydı kullacağı her şeyi bu haliyle de kullanıyor. Bir sahil kasabasında tatil, “Ben sana güvenmiştim!” temalı kavgalar, giden kızın peşinden koşmalar, müziğin öyküde oynadığı rol gibi. Filmin bu tarafı tüm aşk klişelerinin dozunda ve şirin bir şekilde kullanıldığı kısım anlayacağınız. Onca “Sex and the City” bölümünden sonra tanışmanın hemen peşine beraber tatile çıkmaktan korkmayan ve daha gerçek sorunları olan çiftler görmek de iyi manada sarstı beni.

Filmin asıl meselesi ise elbette insanlığın dinle, ülkeyle, ten rengiyle nasıl bölük pörçük olduğu, farklılığa toleransın nasıl da yitip gittiği üzerine. Pek “Romeo ve Juliet” sayılmayacak da olsa aşıklarımız birbirlerinin çevreleri tarafından istenmeyen kişiler. Çocuğun ailesi bu beyaz kız yerine, kendi kuzeniyle evlenmesinde diretiyorlar, kızın bu ırklar-arası ilişkisi yüzünden kariyeri zora giriyor hatta nadir de olsa gördüğü pederi tarafından bizzat azarlanıp aşağılanıyor. Dürüst olmak gerekirse filmin belli bir süreye kadar sadece çocuğun ailesinin durumdan rahatsızlığını göstermesi “birlik” taraftarı oluşuna şüpheyle yaklaşmamı sağlamıştı ama öykü ilerledikçe oldukça objektif bir yere oturttu kendini. Objektif derken film onların sebeplerini de gösterse de ilişkiye yobazca yaklaşan insanlara sempati falan duymuyorsunuz tabi. Oğlanın ailesi ırkçılığa, zulme maruz kalmış, şimdi de insani içgüdülerle oğullarını bundan korumaya çalışıyorlar, kendi yazdıkları bir hayatı yaşamasını sağlayarak. Bu anlaşılabilir de olsa kabul edilebilir bir şey değil. Kızla çocuk arasında geçen, “Ailen değişemez mi?”, “Hayır onlar bunun çok ötesindeler..” diyaloğu bu açıdan oldukça aydınlatıcı. Dünya da bu aileden farklı değil. Önyargılı, ayrımcı, ırkçı olanlar, bu taraflarını değiştirebilme noktasını çoktan geçmiş, çabalama ihtiyacı bile hissetmiyorlar. Olaylara bu filmi izler gibi dışarıdan bakamadıkça da değişmeyecekler. Bu açıdan filmin çiğ olmayan, hoş gözüken bir sinematografiyle, hazmı zor olmayan bir aşk hikayesiyle bu korkunç sorunlara dikkat çekmesi takdir edilmesi gereken bir durum.

Ayrımcılık ve tolerans üzerine derinlemesine girersek ortaya bir makale değil kitap çıkacak o yüzden yüzeysel olarak değinmeyi daha pratik buldum. Şunu da eklemeliyim ki, film söylenmemiş şeyler söyleme derdine düşmeden, varolan bir problemi, mütevazi bir şekilde sunuyor. Bu, filmin yıllar boyu anılan bir yapım olmasını engeller belki ama her izlendiğinde insanlık adına bir şeyler duyuracağı kesin. Romantik anlatım tarzıyla da bu tip filmlere ilgi duymayan bir kitleyi cezbedebilir. En azından ben izleyip de filmdeki dar görüşlü aile ve din adamlarına içten içe saydırmayacak birini tanımıyorum. Bu çokça işlenmiş aşk öyküsünde (kavuşamayan aşıklar) bu sefer Ken Loach'un daha önceden çok duyduğum ideolojisi ve kendine özgü mizah anlayışı var ki ben de tanıştığıma çok memnun oldum. Tüm karmaşadan sonra gelen piyanonun başındaki sessiz sakin, hiçbir şeyi değiştirmeyen ama bu sefer olumlu manada ötesine geçen finali de takdirimi kazandı.

Filmin mütevazi ve kendi halinde oluşu anlattığı dertlerin evrensel ve çok önemli olduğu gerçeğini değiştirmiyor maalesef. Bunu büyük kitlelere anlatmak için daha görkemli ve şatafatlı bir film, daha ilginç bir öykü gerekebilir. Ancak birbirlerine duydukları efsanevi olmayan, yine kendi halinde bir aşk yüzünden, sırtını dayadıkları çevreden inanılmaz muameleler gören bu kız ve erkeğin öyküsü izleyeni etkileyecek ve diliyorum ki değiştirecek cinsten. Ken Loach'u tanımama vesile olduğu için de minnet duyduğum film umarım dikkatinizden kaçmaz.

Not: 3.5/5

Hiç yorum yok: