23 Kasım 2007 Cuma

Musallat (2007)


Çok parlak sayılmayacak bir geçmişi olan Türk korku sineması yavaş yavaş kendini rezil etmeyen filmler üretmeye başladı. 2006’nın “Küçük Kıyamet”inin başarısından sonra onun kadar iyi olmasa da bu sezon da “Musallat” çıktı karşımıza. Fikir olarak “Büyü”den, “Araf”tan pek bir farkı yokmuş gibi görünse de (fragmanı da aynı şekilde görünse de) varmış meğersem. İsmine “Dikkat Şahan Çıkabilir!”in bitiş jeneriğinden aşina olduğumuz Alper Mestçi’nin ilk yönetmenliği, başrol oyuncuları Burak Özçivit ve Biğkem Karavus’un ilk sinema filmleri olan Musallat belli ki samimi bir çabanın ürünü. Rahatsız edecek kadar özenti değil, bir yere kadar tahmin edilebilse de sonrası şaşırtan bir öyküsü var, atmosferiyle etiklemeyi (özellikle ikinci yarıda) başarıyor falan filan.

Tüm bu övgülere girmeden önce aksaklıklardan başlayalım. Filmi iki kısma ayırabiliriz, şehirde ve köyde geçen yarılar olmak üzere. İlk kısım olan şehir kısmı, öykünün sırlarını çözmeden önce, evinden uzakta olan adamın psikolojik sınıtıları üzerine güzel bir sembolizm olarak okunabilir. Ancak bu yarının çekimi o kadar kötü ki bir türlü o kadar iyimser olamıyorsunuz. Evet görüntüler çok net (Danke schön, High Definition), Almanya’yı atomlarına kadar görebiliyorsunuz ama görüntü dokusu 5 dakikada bir değişiyor,hareketli çekimlerde sinematografi yerlerde sürünüyor, hatta bazı diyaloglu sahnelerde sağdan soldan gelmesi gereken ses efektleri duyulmuyor bile. Artık yurtdışında ilk filmini çekmenin getirdiği baskıdan mı bilemiyorum, yönetmen buralarda pek iyi bir iş çıkarmamış. E ilk yarı böyle olunca normal olarak filme girmekte zorlanıyorsunuz, bazı insanlar tasvip etmediğimiz şekilde salondan ayrılıyorlar hatta.

İyimser bir yaklaşımla filmin önce bu yarısının çekildiğini ve ikinci yarıdaki görece olgunluğun o arada bir yerde edinildiğini umuyorum. Kurguda da ufak tefek rahatsız edici kısımlar var, gereksiz kesmeler, sahnelerin tuhaf bitişleri... Ancak öyküde bir sıkıntı yok dediğim gibi, köyünden uzakta çalışmak zorunda kalmış adamın, hiç bilmediği Alman ülkesi ve Alman dili tarafından ezilişi bir çok sahnede hissettirilebilmiş. Hatta yönetmen karakterle özdeşleşmememiz riskini alarak, onun anlamadığı Almanca cümleleri bizim için altyazıda çevirmiş. İlgi çekici oyunlar bunlar.

İkinci kısım ise Türkiye’de, köyde geçiyor ve bir nev’i flashback izliyoruz. Bu kısmın atmosferi ve görüntü yönetimi çok daha sağlam ve tutarlı olmuş, gerilimi de daha yüksek. Sürprizli finale doğru geldikçe ağırlaşan tempo biraz bayabilir ama sonu değiyor. Burda açık vermeyeceğim ancak, kağıt üstünde verilemeyecek o sinemasal etkiye maruz kalıyorsunuz, korku sinemasının da güzelliği burda. Eninde sonunda gülünç olmayan (bu da iltifat oldu maalesef), öyküsünün hakkını veren, ancak nihayetinde zaman zaman kaybolan, orta halli bir ilk film Musallat. Sadece yönetmeni için değil hem de. Başrolde Burak Özçivit’in elinden geleni yaptığı belli oluyor (kendini daha çook geliştirmesi gerektiği de belli oluyor), bunun yanında bence asıl yıldız hoca rolündeki Kurtuluş Şakirağaoğlu.. İzlemesi çok keyifliydi gerçekten.

Musallat hem senaryosu hem de (kısmen) biçimi bu alemden (Türkiye) olan bir film olmuş. Evet, elbette Hollywood korku filmlerinin etkisi altında ama özenti olarak etiketlenecek kadar da değil. Etkilenmeniz, hata korkmanız muhtemel. Daha da muhtemeli azami olarak bu kalitede bir yerli korku için 1 sene daha bekleyeceğiniz. Meraklısına duyurulur.

Not: 2.5/5

Hiç yorum yok: