22 Kasım 2007 Perşembe

The Heartbreak Kid (2007)


Romantik komediler bittikten sonra ne olur? Hani çiftimiz heyecanla tanışıp, yanlış anlaşılmalarla küsüp sonra barışıp da muhtemelen güneşli bir mekanda evlendikten sonra.. Farrelly kardeşlerin yönetip Ben Stiller'ın başrolde oynadığı “The Heartbreak Kid” bu soruya tam da istediğimiz cevabı veriyor: Kadın manyağın teki çıkar... “Oh be içim rahatladı” dediğinizi duyabiliyorum, zira kimse ilişkisini bir bitiş jeneriği akıtıp, evlendiği günün güzelliğinde baki tutamıyor. Ha böyle oluyor da ne oluyor, bu sefer kahraman yeni birini bulup onunla heyecanla tanışıyor, onunla yanlış anlaşmalardan dolayı küsüyor, sonra güneşli bir yerde onunla beraber oluyor.. Evet filmin sonunu söyledim; ne var, dün mü doğdunuz?

Romantik komedilerin tipik handikapı bu, istediği kadar yan çizsinler kaderlerinden kaçamıyorlar. Geçen senenin “The Break-Up”ını sevme nedenim de tam olarak buydu, bir şekilde kaçmayı başarmıştı. Ancak 100 milyonun üstünde gişe yapsa da bu durumu trend yapamamış gibi duruyor, romantik komediler hala aynı çünkü.. Ne olacak yeterince karamsar film var zaten, varsın bunlar da böyle bitsin..

Şimdi ben yıllardır Ben Stiller'ı ya da Farrelly kardeşleri çok fazla umursamazken (istisnalar kaideyi bozmaz) neden bu filmi heyecanla bekledim? Çünkü Malin Akerman oynuyordu. Lisa Kudrow'un mükemmel dizisi “The Comeback”ten tanıdığım bu cesur, güzel ve yetenekli yüz, sinemaya da aynı kaliteyi taşımayı başarmış.. Hem de klasik dizi laneti olan karakterin üstüne yapışması sorununu yaşamadan (evet sadece 13 bölümlük diziydi ama ben defalarca izledim). Üstelik kızımız öyle uslu sakin romantik komedi kızlarından da değil, içtikleri burnundan çıkan, çalan çırpan, her şarkıya eşlik eden, yatakta havalı matkap pozisyonundan hoşlanan delinin teki.. Sevdiğiniz bir aktristi hangi rolde daha çok görmek isterdiniz ki? Ben Stiller'ın yıllardır oynadığı karakterin 40 yaşına gelmiş ve evlenme konusunda gaza getirilen 2007 versiyonuyla evlenen kızımız balayında gerçek renklerini gösteriyor, adamın ömrünü kabusa çeviriyor, adamcağız da mecburen gidip masum bir kız buluyor filmlik mevzu çıksın diye (ve bu kız elbette sarışın değil). Michelle Monaghan'ın oynadığı sakin ve sevilesi Miranda bana kalırsa hikayenin temposunun canına okuyor, filmin bu kısımlarını geçmişin Yeşilçam'ından akıl alsalar herhangi bir romatik komediden kopyalayıp yapıştırabilirlerdi. Ortalığı karıştıran ergen ikizler bu kısmı biraz toparlıyorlar, hikaye de çözülecek düğümünü atıyor falan. Şu genelde romantik filmlerde ve korku filmlerinde olan tuzağa düşmemişler neyse ki: olayları gereğinden fazla karıştırıp sonra bir türlü toparlayamamak. “The Heartbreak Kid” belli bir yere kadar böyle yüzeysel karmaşıklıklarla giderken bir anda bakıyoruz Meksika'dan Amerika'ya geçmeye çalışan mültecilerin hikayesini izliyoruz. Bu sahneler hakikaten komik çekilmiş ama kafamızı filmden biraz yana çevirince bunun aslında hiç komik olmadığını hatırlıyoruz. Yani sınırda tutuklanan, dövülen göçmenlerden neden komedi yaparsın ki? Allahtan çok uzun bir sekans değil, Meksika'yı deli kızın ağzından da olsa daha önce aşağılamışlardı zaten, bununla da tamamlanıyor. Sonra da malum (hatta son repliğini şak diye tahmin edip bildiğim) finale doğru gidiyoruz işte.. Ekstra olarak Eva Longoria'sı var ki güzel bir sürprizdi.

Sonuç olarak Malin Akerman'ı izlemeye gittim ve beğendim. Temennim para babası stüdyo patronlarının da benimle aynı fikirde olmaları ve bu kızı değerlendirmeleri. Bir filmde soyunması gerekmeyince anlayacağım ki bu kızı yeteneğinden dolayı seçmişler. O zamana kadar maalesef cesur sahnelerde de izleyeceğiz kendisini.. Tüh, tüh..


Not: 2/5

Hiç yorum yok: