24 Kasım 2007 Cumartesi

Finding Neverland (2004)


“Johnny Depp Faktörü” diye bir şey var. Siz henüz duymadınız, çünkü “Finding Neverland”i izlerken uydurdum ama artık var. Bu oldukça yetenekli, sinema için elverişli fakat popülerliğine yine de anlam veremediğim aktörün, oynadığı filmlerde fiziksel olarak ne kadar deforme edildiğiyle ilgili. Hemen aklınıza geleceği gibi, “Edward Scissorhands”, “Charlie and the Chocolate Factory” ve “Karayip Korsanları” Johnny Depp Faktörü yüksek filmlerken, “Secret Window”, “From Hell”, “Chocolate” ve “Sleepy Hollow” ise Johnny Depp faktörü düşük filmler kategorisine giriyor. Adamcağızın her filmde ele gelir bir oyun sergilediğini söylemek yalan olmaz ama bu yüksek faktörlü filmlerde daha fazla ilgi çekiyor olması, yeteneğinden biraz şüphe duydurtmuyor mu? Her sene Akademi Ödülleri'nde makyajla çirkinleştirilen, aslında bir içim su olan bayanların ödüllendirilmesinden şikayet edilirken, Johnny Depp'in fiziksel olarak tuhaflaştığı her filmle övgülere boğuması biraz çelişkili değil mi? En azından bir süre sonra kendisi depresyona girmez mi, “Ben çirkinleşmeyince neden beğenilmiyorum?!” diye.. Bunca başarının ortasında girmez tabi ama yine de bu kadar düşüncesiz olmamamız lazım.

Düşük faktörlü bir Johnny Depp filmi olan Finding Neverland çok da yüksek faktörlü ürünlere ihtiyaç duymadığımız Şubat ayında uğramıştı ülkemize 2004 yılında. Daha yeni izlemiş biri olarak söyleyebilirim ki ne çok şahane, ne de kötü bir film. Zamanında Oscar yarışında at koşturmuş, en iyi film ve erkek oyuncu ödüllerini kaçırmıştı (Johnny Depp yeterince makyajlı olmadığından olabilir). Alması da zaten haksızlık olurdu sanırım. Oldukça güzel bir öyküsü,ve sanat yönetimi var (bu iki dalda da adaydı), ayrıca da Kate Winslet'i var, dolayısıyla yeterince ilgi çekici bir film zaten. 1900'lerin başında geçen hikaye, Peter Pan'e ilham veren olaylar zincirini ve karakterleri bizlere anlatıyor. Shakespeare In Love tarzı bir fikir var yani temelde. İşlenişi de oldukça tatmin edici, ancak olması gerektiği kadar orijinal mi derseniz, o konuda biraz şüphe edebilirim. Tim Burton'dan şiddetli bir etkilenme olduğunu görmemek mümkün mü örneğin.. Hele de başrolde Burton'ın fetişşşşş oyuncusu Johnny Depp varken, filmin yönetmeni Marc Forster'ın imzası iyice silikleşiyor. Çıkış yaptığı filmi Monster's Ball'dan sonraki ilk filmi olması da bu durumu daha riskli kılıyor, zira henüz kendini kabul ettirme aşamasındaki bir yönetmen. Bu filmin peşine kimseyi pek etkileyemeyen “Stay”i, onun peşine de milleti etkilese de beni hiç [ama hiç(ama hiç!)] etkilemeyen “Stranger Than Fiction”ı çekti, demek ki ortada çok da umutlanacak bir durum yokmuş.

Filmin bence en büyük eksisi, öyküye dahil edip de işleyemediği ölümcül hastalık hikayesi. Hani filmin etkileyeciliğine hiçbir şey katmadan sadece izleyiciye üzüntü veren bir yan öykü. Filmin sonlarına doğru gelen Peter Pan'in bir evin salonunda sergilenişi sahnesinin şaşırtıcı derecede hissiyatlı olduğu doğru ama peşine gelen final sahneleri epeyce soğuk çekilmiş (Benim Johnny Depp'i suçlayasım geliyor ya neyse. Sanki hayalgücü o denli geniş biri için yeterince duygusal değildi.). Duygu sömürüsüne kaçmaması elbette güzel ama oralara gitmeden önce uğrayabileceği bir sürü duygusallık kademeleri vardı.

Kate Winslet çok da zorlayıcı olmayan rolünde her zaman olduğu gibi çok çekici, çok izlenesi. Hiç şüphe etmeden benim için yeni neslin en heyecan verici aktristi olduğunu söyleyebilirim. James Cameron'un büyüklüğünü anmak için bir fırsat doğmuşken kaçırmayalım, Titanic'le yıldızlaştırmak için daha iyi bir isim seçemezdi.

Sevmediğim yanlardan ve Johnny Depp'ten uzun uzun bahsederek övgüyü hakeden kısımları da atlamayalım. Çok gerçekçi set dizaynları, şahane kostümler, inanılmaz derecede başarılı çocuk oyuncular (ki Peter Pan'e ismini veren Peter'ı “Charlie ve Çikolata Fabrikası” filmindeki Charlie canlandırıyor) içeren, hayal etmeyi ve hayal gücünü yücelten, parlamayan ama aynı zamanda sağı solu sarkmayan bir film bu. Bir yandan da görkemli ama taşımasını biliyor. Peter Pan gibi bir öykünün yaratılışı elbette daha sihirli olabilirdi (bu mudur yani koskoca Neverland?) ama elimizdeki de yeterince iyi bir film.

Son sözüm Johnny Depp fanlarına. Adamı sevecekseniz her haliyle sevin.. Sadece elleri yerine makasları varken, küt saçlı ve cinsiyetsiz gibi görünürken ya da iğrenç dişli ve pis kokulu halleriyle değil, yakışıklı bir romantikken, gizemli ve çekici bir dedektifken de sevin. Biliyorsunuz önemli olan dıştaki çirkinlik değil, içteki yetenektir..


Not: 3/5

Hiç yorum yok: