19 Kasım 2007 Pazartesi

Across The Universe (2007)

“Hikayemi dinleyecek kimse var mı?

Hepsi gelip, gitmeyen bir kız hakkında..”


Bir deniz kenarında, puslu bir gökyüzünün altında, genç bir İngiliz çocuğun söylediği bu dizelerle açılıyor “Across The Universe.” Beatles şarkılarından ilham alıp, Beatles şarkılarını kullanarak ilerleyen romantik bir Julie Taymor müzikali bu. Heyecan verici son filmi “Frida”dan 5 yıl sonra gelen bu müzikal, Taymor'un neden takip edilesi kadın yönetmenlerden biri olduğunu hatırlatıyor. Bir de “Moulin Rouge” u hatırlatıyor ama ona sonra değinelim.

Hikaye pek yabancı değil. 1960'lı yıllarda fakir bir İngiliz genci olan Jude (çok başarılı bir şekilde Jim Sturgess tarafından canlandırılıyor) yasadışı yollarla Amerika'ya kapağı atıp, daha edindiği ilk arkadaş olan Max ile tam anlamıyla bohem hayatı yaşamaya başlar.. Max'in çok güzel de bir kızkardeşi vardır: Lucy (Evan Rachel Wood).. Bir banliyö kızı olan Lucy abisinin hayatına, asla dahil olamayacağı bir macera olarak bakmaktadır ancak sevgilisin savaştığı Vietnam'dan gelen acı haber kızın dünyaya bakış açısını değiştirir. Yarasını sarmaya başlarken hem Jude'a, hem de savaş karşıtı harekete aşık olur. Hikayenin bundan sonraki gidişatı konusunda ben açık vermesem de çok ilginç bir şey beklememek gerekiyor. Ancak tabi böyle bir filmde içerikten çok daha önce gelen bir şey var.. Biçim..

Filmde tamamını veya bir kısmını dinlediğimiz 34 Beatles şarkısı var. İsmini veren “Across The Universe”, “Hey Jude”, “All You Need Is Love”, “Let It Be” muhtemelen en çekici gelenlerdendir, zaten en vurucu anlarda da bu şarkıları dinliyoruz. “Frida”yı izleyenlerin şaşırmayacağı bir şekilde, tablo gibi sürreal görüntüler, renkli hayal dünyaları, ışık oyunları bolca mevcut, sabah akşam kafayı çeken bir hippi tayfasını izlerken başka türlüsü beklenemezdi tabi. Filmin en büyük kozları bu şarkıları ve biçimsel oyunları kullanışı, zira dediğim gibi hikayenin pek bir esprisi yok. Evet, Amerika günümüzde de savaşta, aynı acılar günümüzde de çekiliyor ve bu sayede film hem bir dönemi anlatıp hem de güncel olabiliyor ancak “Across The Universe”ün savaş protestosunu övgüye boğmak bir sürü savaş karşıtı filme haksızlık olurdu. Filmin bu artıları ve eksilerini yanyana koyunca insanın aklına çok da uzak olmayan bir geçmişten parçalar geliyor; klişe bir hikaye, mükemmel bir biçim, orijinal bir müzikal ve “All You Need Is Love”.. Ah tabi! Moulin Rouge! Baz Luhrmann'ın her açıdan “kral” filminin etkilerini “Across The Universe”de görmek bence hiç zor değil. Ama bir taklit işine dönüşmediğine ve filmin zaten ağır ve belirli bir misyonu olduğuna göre (Beatles şarkılarından müzikal yapmak) bu kötü bir şey değil. Yine de Julie Taymor'un filminin Moulin Rouge gibi insanın aklını alan bir etki bırakmayacağını da söylemek lazım. Ancak o filmi veya Beatles'ı seviyorsanız, “Across The Universe”ü sevmeniz kuvvetle muhtemel. Film hakkında verilebilecek en yüzeysel bilgilerden biri olan Bono ve Salma Hayek'in konuk oyunculuklarını da unutmayalım.

Ülkemizde önce filmekimi'nde gösterilen, hemen peşine sınırlı sayıda kopyayla gösterime giren bu filmi ya şimdi salonlarda ya birkaç aya DVD formatında yakalamanız muhtemeldir. Eğer sinemada izleyecekseniz “Nerden seçtiniz bu filmi, çok sıkıcıdır, hiç beğenmezsiniz eminim!” diyerek buyur eden hadsiz sinema görevlilerine aldırmamaya çalışın. Gecenin bir yarısında da izleseniz sizi uyutmaya değil içinizdeki isyankar ruhu uyandırmaya yarayacak bir film bu..



Not: 3/5

Hiç yorum yok: